Küçük kara balık metrodan indikten sonra hızla yürümeye
başladı, hem metrodan inişinin izafiyeti olmalı bu, o hızı düşürmemeli, hem de
çizgilere basmamaya çalışırken hızlı olması gerekiyor. “obsesif kompültif
bozukluk” diyor psikologu buna. Ona göreyse bu yalnızca yeni bir tür oluşundan
ileri geliyor. Yeni türleri kabullenmek her daim zordur neticede ve onlar hep
bir çeşit “hasta” olarak nitelendirilir diğerlerince… Diğerleri onu hasta
olarak nitelendirirken küçük kara balık da onların algılarını öylece
kabulleniyor, onun açısından diğerlerini idare etmek pek de güç değil, kolayca
anlaşılabilir varlıklar her biri. Küçük
hırsları olan, küçük hesaplarıyla okyanusu yönetebilmeyi beceren, küçük küçük
beyinler.
Billboardlardan ona gülümseyen bıyıklı kırmızı ahtapota gözü
takıldı, o sırada yanlışlıkla çizgiye bastı, bütün her şey berbattı şimdi. Hızı
da düşüverdi bu sırada. Ne diyordu peki bunca sıradanlığıyla bıyıklı kırmızı
ahtapot? Bunca şeye değer miydi acaba.
Sırt çantasından müzik çalarını çıkarıp bir şeyler dinlemeye
karar verdi. “Bülent ortaçgil” isimli bir yeryüzü sanatçısını dinliyordu
bugünlerde. “olmalı mı olmamalı mı, yoksa hiç değişmemeli mi?” sözlerini
mırıldanarak yürümeye devam etti böylelikle. Şarkılarla mesajlar veren garip
bir türdü onlarınki . John lennonları
“imagine” diyordu, pink floydları “ the wall” ile onları yerden yere vuruyordu
felan. Balık olmak, sürülerce hareket etmek, konserve toplu taşıma araçlarında istiflenmek,
okyanusun akıntısı nereye sürüklüyorsa o tarafa hareket etmek… onca evrimin ardından bile okyanustaki
yaşantılarına hiçbir şey katamamış olmalarının hıncını şarkılardan çıkarmaları
ne kadar yazık, diye hayıflandı içinden. Neyse ki okyanusların sesini taklid
edebilmeyi becermiş de viyolenseli icad etmişlerdi, bu da onlara dair
ümitlerini yeşertiyordu elbet.
Yukardakilerin hastalıklı dışarlıklarını pek seviyordu küçük
kara balık. Büyükannesi behrengi isimli bir öğretmenden söz etmişti bir ara,
adam isyan bayrağını çekmiş küçük kara bir balıktan söz ediyordu masalında,
büyükannesi bu masalın kahramanına benzettiği için ona bu isimle hitap ederdi,
ismi de bundan ötürü böyle kalıvermişti. Halinden memnundu elbette, yani
“istavrit 234” felan mı olsaydı? Binlerce dölün arasından yaşamayı başaran o,
elbette özeldi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder