7 Şubat 2013 Perşembe

okyanuslar yüzünden



Küçük kara balık metrodan indikten sonra hızla yürümeye başladı, hem metrodan inişinin izafiyeti olmalı bu, o hızı düşürmemeli, hem de çizgilere basmamaya çalışırken hızlı olması gerekiyor. “obsesif kompültif bozukluk” diyor psikologu buna. Ona göreyse bu yalnızca yeni bir tür oluşundan ileri geliyor. Yeni türleri kabullenmek her daim zordur neticede ve onlar hep bir çeşit “hasta” olarak nitelendirilir diğerlerince… Diğerleri onu hasta olarak nitelendirirken küçük kara balık da onların algılarını öylece kabulleniyor, onun açısından diğerlerini idare etmek pek de güç değil, kolayca anlaşılabilir varlıklar her biri.  Küçük hırsları olan, küçük hesaplarıyla okyanusu yönetebilmeyi beceren, küçük küçük beyinler.
Billboardlardan ona gülümseyen bıyıklı kırmızı ahtapota gözü takıldı, o sırada yanlışlıkla çizgiye bastı, bütün her şey berbattı şimdi. Hızı da düşüverdi bu sırada. Ne diyordu peki bunca sıradanlığıyla bıyıklı kırmızı ahtapot? Bunca şeye değer miydi acaba.
Sırt çantasından müzik çalarını çıkarıp bir şeyler dinlemeye karar verdi. “Bülent ortaçgil” isimli bir yeryüzü sanatçısını dinliyordu bugünlerde. “olmalı mı olmamalı mı, yoksa hiç değişmemeli mi?” sözlerini mırıldanarak yürümeye devam etti böylelikle. Şarkılarla mesajlar veren garip bir türdü onlarınki .  John lennonları “imagine” diyordu, pink floydları “ the wall” ile onları yerden yere vuruyordu felan. Balık olmak, sürülerce hareket etmek, konserve  toplu taşıma araçlarında istiflenmek, okyanusun akıntısı nereye sürüklüyorsa o tarafa hareket etmek…  onca evrimin ardından bile okyanustaki yaşantılarına hiçbir şey katamamış olmalarının hıncını şarkılardan çıkarmaları ne kadar yazık, diye hayıflandı içinden. Neyse ki okyanusların sesini taklid edebilmeyi becermiş de viyolenseli icad etmişlerdi, bu da onlara dair ümitlerini yeşertiyordu elbet.
Yukardakilerin hastalıklı dışarlıklarını pek seviyordu küçük kara balık. Büyükannesi behrengi isimli bir öğretmenden söz etmişti bir ara, adam isyan bayrağını çekmiş küçük kara bir balıktan söz ediyordu masalında, büyükannesi bu masalın kahramanına benzettiği için ona bu isimle hitap ederdi, ismi de bundan ötürü böyle kalıvermişti. Halinden memnundu elbette, yani “istavrit 234” felan mı olsaydı? Binlerce dölün arasından yaşamayı başaran o, elbette özeldi.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder