10 Mayıs 2013 Cuma

leyla


yunduğun karların üzerinde
eriyen kara karışmış pembe kanlarını
karların pembelerinde kanın aktığı bütün yollar bütün yollar
ben yaralarımla bütün bütün
bakıp açık yaralarıma
yaralarımızı gösterip yaralarımızı, karlar pembeydi
sen avuçlarımı yaralarla
yaralar
dın


9 Mayıs 2013 Perşembe

ah yine de, neş'e!

bizim ihtirasımızı buldular ve vurdular, tak!
kelimelerimizi hunharca katlettiler, fütursuz!
furuğ peri, benim küçük kelebeğim; tanrı var ve seviyor, sevmeli. nesre döktüğünde milyonlarca anlamsızlığı anlama büründüren şey biziz!
tenimizi, pembeliğini yitiren, kızarmayı unutan yanaklarımızı, ellerimizi ve ayak bileklerimizi!
aşkı ve gudubet masallarını... hayır hayır hayır! reddedemeyiz....
ama solduralım onu!
solduralım ki böyle ince narin, böyle çiğ tanesi serinliğiyle, sabahı ve seher vaktini yanında... yüreğimizi de ağzında geveleyerek, öylece... öyle mağrurca gidemesin...
ben kelama köleydim, ben sevdaya teşneydim, ben yüreksiz değildim!
o zaman niçin böyle füruğ peri, niçin böyleyiz?
....
onun serinliğini arıyorum, rüyalarımda beni yine kollarının arasına sarıveriyor ve susuyoruz.
arada sırada telefonda sesiyle sakinleştiriyor. yetmiyor hiç bir şey füruğ peri, yetmiyor.
hem biz neyiz, neyi soldurabiliriz, neye gücümüz yeter ki? çok güvendim, çok. hem kendime hem ona...
ama büyük değilim, küçüğüm çok küçük, çok küçük...
mesafelere canım!
ah yine de, neş'e!