16 Haziran 2023 Cuma

gül şerbeti

babaannem... bugün gül şerbeti içtim de sen düştün aklıma. yaz günleri sıcaktan içim yanardı, dolaptan çıkarır verirdin gül şerbetini. metal bardakta hafif buruk, serin, temmuz sıcağına bire bir... köyde de doğru düzgün gül fidanı yoktu ama nereden bulurdun o gülleri acaba? elinin değdiği her şey gibi o da güzeldi babaannem. sonra baktım takvime, gittiğin aydayız. bilmem kaçıncı senesi. hayat gailesi tontoşum, saymayı bırakmışız, gör bak kaç sene olduğunu bile bilmiyoruz. oysa dün gibi son konuşmamız. "babaannecim sınava giricem dua et bana" demiştim. "etmem mi kurban olduğum" demiştin. duaların tuttu ama sen göremedin. zaten bazı göremediğin günler için üzülsem de, neyse ki görmedin dediğimiz daha çok günler yaşadık, iyi ki yoktun. herkesin babaannesi çok özeldir elbet ama sen bizim için babaannelerin biriciğisin. kucağına yattığımızda tüm dertlerimizi alıp götüren, huzura erdirendin. anne babamıza karşı suç ortağımızdın ama doğruyu yanlışı iyilikle bildirirdin bize. ellerinden lezzet ve şifa kaynayan bir başkasını tanımadım senden sonra.sen bizim çocukluğumuzdun babaannem... seni ne kadar özlediğimi kelimelere dökmekti niyetim. lakin sadece gözyaşlarım akıyor, kelimelerim yetmiyor. bir tek seni değil, belki cennet bahçesinde kavuştuğun tüm evlatlarını... hepinizi özlemle öpüyorum, olur ya belki duyarsınız kelimelerimi. selametle babaannem...

4 Haziran 2013 Salı

parasız yatılı, sözsüz; çok yitimli.

ne zamanki kütüphaneme bakan adam bilge karasu'mu ve füruzan'ımı okşarsa sevgiyle, o zaman o!






10 Mayıs 2013 Cuma

leyla


yunduğun karların üzerinde
eriyen kara karışmış pembe kanlarını
karların pembelerinde kanın aktığı bütün yollar bütün yollar
ben yaralarımla bütün bütün
bakıp açık yaralarıma
yaralarımızı gösterip yaralarımızı, karlar pembeydi
sen avuçlarımı yaralarla
yaralar
dın


9 Mayıs 2013 Perşembe

ah yine de, neş'e!

bizim ihtirasımızı buldular ve vurdular, tak!
kelimelerimizi hunharca katlettiler, fütursuz!
furuğ peri, benim küçük kelebeğim; tanrı var ve seviyor, sevmeli. nesre döktüğünde milyonlarca anlamsızlığı anlama büründüren şey biziz!
tenimizi, pembeliğini yitiren, kızarmayı unutan yanaklarımızı, ellerimizi ve ayak bileklerimizi!
aşkı ve gudubet masallarını... hayır hayır hayır! reddedemeyiz....
ama solduralım onu!
solduralım ki böyle ince narin, böyle çiğ tanesi serinliğiyle, sabahı ve seher vaktini yanında... yüreğimizi de ağzında geveleyerek, öylece... öyle mağrurca gidemesin...
ben kelama köleydim, ben sevdaya teşneydim, ben yüreksiz değildim!
o zaman niçin böyle füruğ peri, niçin böyleyiz?
....
onun serinliğini arıyorum, rüyalarımda beni yine kollarının arasına sarıveriyor ve susuyoruz.
arada sırada telefonda sesiyle sakinleştiriyor. yetmiyor hiç bir şey füruğ peri, yetmiyor.
hem biz neyiz, neyi soldurabiliriz, neye gücümüz yeter ki? çok güvendim, çok. hem kendime hem ona...
ama büyük değilim, küçüğüm çok küçük, çok küçük...
mesafelere canım!
ah yine de, neş'e!





13 Mart 2013 Çarşamba

a-cı-lan-ma-mak

anneannem "hadi biraz benim yatağıma uzaniver" dedi. "yorulmuşsundur."
o yaz sıcağında dünyanın en serin kucağı bu. anneannemin anneannem kokan yatağında... aklımdaki bin bir türlü sorun hiç olmamaları gereken bu yatakta da benle koyun koyuna uyumaya çalışıyorlar. ne mümkün uyumak!
poe'nin dost'tan iki ciltlik güzel bir koleksiyonunu almıştım, birinci cildi biri çaldı ama bilmiyorum kim olduğunu...
yataktan kalkıp evde anneannemi aradım.
balkonda hatice bibi'den aldığı yeşil fasulyeyi kırıyordu. (bir iki yıldır deneyimliydik, onun fasulyesinin tadı en güzeliydi.)
kurutup kışın evimde mis gibi yiyorum ben bu fasulyeleri, derdimiz tasamız üç kuruşluk boğazımız olmuş, karınca misal... anneannem yıllarca anneme hazırladıklarını şimdi bana da hazırlar oldu. benim meleğim.
"anneanne, ben de bizim bahçenin domateslerinden epeyce kuruttum, naneyi napıcaz peki?" dedim. ben "organik" beslendikçe keyfi yerine geliyor, biliyorum. "benim naneyi biçelim, yarıyarıya paylaşırız" dedi.
az evvel poe okuyacak olan ben, kışlık erzaklarımı okumaya kapıldım bir kuru yaz sıcağında. olsun,
okunacak tek şey yazılı matbuat değil ya bu hayatta. onurlu bitkicikleri kurutarak baş eğdirme hikayelerimiz, hiç bıkmadan didinmelerimiz.
kurutmak demişken. aklıma geldin sen. o sondan bu yana sen. hiç kimse hiç kimseye hiç bir değer biçmemek konusunda senin kadar cüretkar değildir.
"o mahur beste çalar ve biz, müjganla değil ama...."

a-cı-lan-ma mak.

bunu sana kurutulmuş nanelerim, güneşte unutulmuş minik gül yapraklarımla söylüyoruz ve sorun şu ki, şarkılar senin hiç de iyi olmadığın bir konu, anlamıyorsun...

6 Mart 2013 Çarşamba

şiire ve ölüme

"ey yeşil
baştan aşağı yeşil!
aşık ellerime bırak ellerini
yakıcı anılar gibi
ve dudaklarını
varlığın sıcak duygusu gibi
aşık dudaklarımın okşayışına bırak

rüzgar bizi alıp götürecek
rüzgar bizi alıp götürecek"



"ben senden ölürdüm
oysa sen benim yaşamımdın

........

sen yanaklarını yaslardın
memelerimin acısına
ve ben
söylemeye başka bir şey bulamadığımda
sen yanaklarını yaslardın
memelerimin acısına
ve dinlerdin
ağlayarak akan kanımı
ve ağlayarak ölen aşkımı

sen dinlerdin
görmezdin beni ancak."


" gitmeliyim bu gece.
sadece yalnızlık gömleğimin sığacağı valizi
alıp gitmeliyim, bu gece.
yaşlı çınarların olduğu bir yere gitmeliyim.
yine birisi beni çağırdı: sohrab!
ayakkabılarım nerede? "
(sohrab...)

2 Mart 2013 Cumartesi

çiçeğe ve rüzgara!

içime dert oldu, pek fazla özledim;
bir kalp çarpıntısı kadar güzel sokakları.
ve kalp çarpıntılarını. sırtımda ipekli gömleğim, narin adımlara gebe, yürümek... baharı gömleğimin içine hapsetmek. yürümek.
aşkı ve bana olanları açıklamaktan aciz ama zaten bu acizlikten memnun bir vaziyette daha ne zaman?
nereye kadar?
fotoğraflarıma bakıyorum çokça inceleyerek. sanki göz altlarımda bir kaç kırışıklık.hayır gölge oyunu o.
kızgınım, öfkem sonsuz. canım yoruldu ruhum ferahlığa, özgürlüğe teşne. akasya, hanımeli ve gül!
leylak, sen de!
kokularınızı rüzgara salın benim için. belki bir gün. belki bir zaman. yaşamak dile gelir benim için de. siz beni kokunuza hapsedin.