o yaz sıcağında dünyanın en serin kucağı bu. anneannemin anneannem kokan yatağında... aklımdaki bin bir türlü sorun hiç olmamaları gereken bu yatakta da benle koyun koyuna uyumaya çalışıyorlar. ne mümkün uyumak!
poe'nin dost'tan iki ciltlik güzel bir koleksiyonunu almıştım, birinci cildi biri çaldı ama bilmiyorum kim olduğunu...
yataktan kalkıp evde anneannemi aradım.
balkonda hatice bibi'den aldığı yeşil fasulyeyi kırıyordu. (bir iki yıldır deneyimliydik, onun fasulyesinin tadı en güzeliydi.)
kurutup kışın evimde mis gibi yiyorum ben bu fasulyeleri, derdimiz tasamız üç kuruşluk boğazımız olmuş, karınca misal... anneannem yıllarca anneme hazırladıklarını şimdi bana da hazırlar oldu. benim meleğim.
"anneanne, ben de bizim bahçenin domateslerinden epeyce kuruttum, naneyi napıcaz peki?" dedim. ben "organik" beslendikçe keyfi yerine geliyor, biliyorum. "benim naneyi biçelim, yarıyarıya paylaşırız" dedi.
az evvel poe okuyacak olan ben, kışlık erzaklarımı okumaya kapıldım bir kuru yaz sıcağında. olsun,
okunacak tek şey yazılı matbuat değil ya bu hayatta. onurlu bitkicikleri kurutarak baş eğdirme hikayelerimiz, hiç bıkmadan didinmelerimiz.
kurutmak demişken. aklıma geldin sen. o sondan bu yana sen. hiç kimse hiç kimseye hiç bir değer biçmemek konusunda senin kadar cüretkar değildir.
"o mahur beste çalar ve biz, müjganla değil ama...."
a-cı-lan-ma mak.
bunu sana kurutulmuş nanelerim, güneşte unutulmuş minik gül yapraklarımla söylüyoruz ve sorun şu ki, şarkılar senin hiç de iyi olmadığın bir konu, anlamıyorsun...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder