dizlerinde kalırsın bir akşam vakti
soluklarına uğrarsın, kısılmış gözlerine
geçersin geçersin geçersin
gökteki tek yıldızdan üşüyerek.
görüyorsun değil mi
ne kadar inceldi kent
ansızın bir kent daha görünecek.
bak işte, duyuyor musun
öpüldün bırakıldın sanki
bir değil iki tülü senin de soluğun.
20 Haziran 2010 Pazar
17 Haziran 2010 Perşembe
fırtınam
bir hayli kafam güzeldi bugün. "sonra manik halim" oldu mu sana "depresifim herşeyim"?
a. ile konuştuk da, içimizdeki sıkıntılardan dertlerden. ona:
" biliyo musun aslında ne? bariz bir derdim yok öyle, şu sebep, işte şu sebep yüzünden kafayı tırlatıcam dediğim.
ama içimde oturup kalan şeyleri çözümleyemiyorum be a., sence bu ne?"
"belki de mutlu olmayı bilmiyoruz biz, mümkün mü?"
mümkündü elbette, böyle insanların varlığından söz ediliyor zaman zaman da olsa, neden öyle olmayalımdı, ki?
...
kimi zaman kendimi haneke filmlerinde gibi hissediyorum.
kim bilir bir gün -onun filmlerindeki gibi- öylesine nedensiz ölümleri de kurgularım kendim için?
a. ile konuştuk da, içimizdeki sıkıntılardan dertlerden. ona:
" biliyo musun aslında ne? bariz bir derdim yok öyle, şu sebep, işte şu sebep yüzünden kafayı tırlatıcam dediğim.
ama içimde oturup kalan şeyleri çözümleyemiyorum be a., sence bu ne?"
"belki de mutlu olmayı bilmiyoruz biz, mümkün mü?"
mümkündü elbette, böyle insanların varlığından söz ediliyor zaman zaman da olsa, neden öyle olmayalımdı, ki?
...
kimi zaman kendimi haneke filmlerinde gibi hissediyorum.
kim bilir bir gün -onun filmlerindeki gibi- öylesine nedensiz ölümleri de kurgularım kendim için?
16 Haziran 2010 Çarşamba
yalnızlığım benim, sidikli kontesim
üstelik bir de saçlarımı kurutup "ne kadar güzel saçların var, ipek gibi" dedi.
kendimi o masumiyetin içinde çok huzurlu hissettim.
saçları ipek kadar yumuşak olan küçük bir kız çocuğu.
saçlarını hala annesinin kuruttuğu küçük bir kız çocuğu.
uyandığımda kendimi o çocukluk yatağımda bulmayı arzuluyorum hep.
hani öğretmenimin "altın küpelerle okula gelmiyorsunuz!" diye azar çektiği günün ertesinde, uyandığımda yatağımda anneannemin aldığı altın top küpeleri bulamayışımı, ağlayışımı. o günleri bile...
çocukluğa özlem duymayı onca basit gördüğüm zamanları düşünüyorum da, sanırım mutluymuşum o zamanlar.
şimdi mutsuz muyum peki?
bilmiyorum. emin olabildiğim bir olgu değil bu. bazen düşünekalıyorum, "mutsuz olmak için sebebim var mı?" diye.
o sebebi bulamayıp yine de mutsuz olmak...
kendimi o masumiyetin içinde çok huzurlu hissettim.
saçları ipek kadar yumuşak olan küçük bir kız çocuğu.
saçlarını hala annesinin kuruttuğu küçük bir kız çocuğu.
uyandığımda kendimi o çocukluk yatağımda bulmayı arzuluyorum hep.
hani öğretmenimin "altın küpelerle okula gelmiyorsunuz!" diye azar çektiği günün ertesinde, uyandığımda yatağımda anneannemin aldığı altın top küpeleri bulamayışımı, ağlayışımı. o günleri bile...
çocukluğa özlem duymayı onca basit gördüğüm zamanları düşünüyorum da, sanırım mutluymuşum o zamanlar.
şimdi mutsuz muyum peki?
bilmiyorum. emin olabildiğim bir olgu değil bu. bazen düşünekalıyorum, "mutsuz olmak için sebebim var mı?" diye.
o sebebi bulamayıp yine de mutsuz olmak...
14 Haziran 2010 Pazartesi
feride
"herkesin bir feridesi vardır bilmez miyim
herkesin bir ayakkabısı gibi bir de şarkısı
herkesin bir kimsesi vardır bilmez miyim
bir de kimsesizliği..."
herkesin bir ayakkabısı gibi bir de şarkısı
herkesin bir kimsesi vardır bilmez miyim
bir de kimsesizliği..."
11 Haziran 2010 Cuma
oy benum sevduceğum
sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün...
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün...
umarsız aşka gazel
gelmek istemiyor gece
ne sen gelebiliyorsun o yüzden
ne de ben gidebiliyorum.
ama ben gideceğim.
akrepten bir güneş şakağımı yese de.
ama sen geleceksin.
dilin tuzlu yağmurlarca yakılmış.
gelmek istemiyor gün.
ne sen gelebiliyorsun o yüzden.
ne de ben gidebiliyorum.
ama ben gideceğim.
kurbağalara atarak ağzımda çiğnediğim karanfili.
ama sen geleceksin.
çamurlu lağımından karanlığın.
gelmek istemiyor.
ne gün,
ne gece.
ölebiliriz o yüzden.
ben senin uğruna.
sen de benim..
ne sen gelebiliyorsun o yüzden
ne de ben gidebiliyorum.
ama ben gideceğim.
akrepten bir güneş şakağımı yese de.
ama sen geleceksin.
dilin tuzlu yağmurlarca yakılmış.
gelmek istemiyor gün.
ne sen gelebiliyorsun o yüzden.
ne de ben gidebiliyorum.
ama ben gideceğim.
kurbağalara atarak ağzımda çiğnediğim karanfili.
ama sen geleceksin.
çamurlu lağımından karanlığın.
gelmek istemiyor.
ne gün,
ne gece.
ölebiliriz o yüzden.
ben senin uğruna.
sen de benim..
10 Haziran 2010 Perşembe
belkim bir kertenkeleydim
Belkim bir kertenkeleydim
piç edilmiş bir yağmurun serini
bir güzelin çirkiniydim
çirkinlerin en güzeli
...yeşil koşsa güneşlerin gölgesi
ben en hızlı yeşiliydim
kurbağa yarışlarında annemin
çatal matal kaç çataldım kimbilir
bin dereden bir kendimi getirdim
haydan gelip huya giden bir huysuz
heyheyler içinde bir heydim
belkim yedi belkim sekiz belaydım
düdük çalar hırsızlanmış polisler
ben korkudan üstlerime işerdim
üç yıldızlı bir albaydı gökyüzü
karşısında önüm açık gezerdim
ağzı bozuk meymenetsiz bir ozan
rus cenginde cağanozdum bir zaman
iki gözüm iki koltuk-eviydi
mavilerim bir miyobun koynunda
kendi düşen köyler kentler ağlamaz
sur dısında ben oturur ağlardım
ekmek diye bağrışırdı bebeler
elma derler ben ortaya çıkardım
ağıtlarla kutlanırdı İsa - doğdu Gecesi
fil dişinden bir kuleydim yıktım kendimi
bilmem hangi keloğlanın fesiydim
bir püskülsüz sümbülteber tohumu
fesleğenler yaprak dökmüş şerrimden
bir naraydım kimse bilmez nereden
ya yakından ya uçmaktan gelirdim
belkim ince belkim kalın bir sestim
belkilerin kol gezdiği saatta
belkim belki bile değildim
piç edilmiş bir yağmurun serini
bir güzelin çirkiniydim
çirkinlerin en güzeli
...yeşil koşsa güneşlerin gölgesi
ben en hızlı yeşiliydim
kurbağa yarışlarında annemin
çatal matal kaç çataldım kimbilir
bin dereden bir kendimi getirdim
haydan gelip huya giden bir huysuz
heyheyler içinde bir heydim
belkim yedi belkim sekiz belaydım
düdük çalar hırsızlanmış polisler
ben korkudan üstlerime işerdim
üç yıldızlı bir albaydı gökyüzü
karşısında önüm açık gezerdim
ağzı bozuk meymenetsiz bir ozan
rus cenginde cağanozdum bir zaman
iki gözüm iki koltuk-eviydi
mavilerim bir miyobun koynunda
kendi düşen köyler kentler ağlamaz
sur dısında ben oturur ağlardım
ekmek diye bağrışırdı bebeler
elma derler ben ortaya çıkardım
ağıtlarla kutlanırdı İsa - doğdu Gecesi
fil dişinden bir kuleydim yıktım kendimi
bilmem hangi keloğlanın fesiydim
bir püskülsüz sümbülteber tohumu
fesleğenler yaprak dökmüş şerrimden
bir naraydım kimse bilmez nereden
ya yakından ya uçmaktan gelirdim
belkim ince belkim kalın bir sestim
belkilerin kol gezdiği saatta
belkim belki bile değildim
9 Haziran 2010 Çarşamba
2 Haziran 2010 Çarşamba
"bakakalırım giden geminin ardından;
atamam kendimi denize, dünya güzel;
serde erkeklik var, ağlayamam."
umutlu bir şiir mi bilmem şu orhan veli'nin yazdığı. ki bu adam dünya denen saçmalıkta kendimi en yakın gördüğüm erkeklerden biridir, demem o ki, ben onu biliyorsam eğer,kırık bir gülüş gibi bir şey bu şiir.
her neyse, ne önemi var, şiir güzel,hayat... hayat da fena değil hani, yaşanmayacak kadar değil, fena değil.
atamam kendimi denize, dünya güzel;
serde erkeklik var, ağlayamam."
umutlu bir şiir mi bilmem şu orhan veli'nin yazdığı. ki bu adam dünya denen saçmalıkta kendimi en yakın gördüğüm erkeklerden biridir, demem o ki, ben onu biliyorsam eğer,kırık bir gülüş gibi bir şey bu şiir.
her neyse, ne önemi var, şiir güzel,hayat... hayat da fena değil hani, yaşanmayacak kadar değil, fena değil.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)