3 Temmuz 2010 Cumartesi

zamanında söylememiştim değil mi bu şiiri? belki cemal süreya diye de hatırlamıştım şairini. şimdi o:

(turgutcum uyar)

aşkım da değişebilir gerçeklerim de
pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
yan gelmişim diz boyu sulara
hepinize iyi niyetle gülümsüyorum hiçbirinizle dövüşemem
siz ne derseniz deyiniz
benim bir gizli bildiğim var
sizin alınız al inandım
sizin morunuz mor inandım
ben tam kendime göre
ben tam dünyaya göre
ama sizin adınız ne?

benim dengemi bozmayınız
(cemal süreya deneme birki üç)

bir şiir:

ama baharda ya da dışarda
sonsuz göğün altında
aşkın aşkla çarpımı
nedendir bilinmez
garip bir biçimde
hep sonsuzdur.

bir renk:

sevgilim senin saçının rengi.

bir sokak:

karanfil sokak

bir kitap:

teneke trampet

bir film:

cyrano de bergerac

bir adam:

köşedeki güvercinin kanadında bir tüğ var

bir sen:

kara gözüm, iki gözüm merhaba

2 Temmuz 2010 Cuma

yaşamak

minik kuzumun yanından döndüm bugün. onu orada, anneme dahi emanet etmek zor geldi bana. pazartesi yeniden gidicem hastaneye, onsuz bu ev zaten çekilmiyor.

hastaneler zor demiştim ya, fizik tedavi rehabilitasyon hastanesi biraz daha farklı bir zorluk barındırıyor. insan yaşamının nasıl da pamuk ipliğine bağlı olduğunu, her an bir "engelli" olabilme ihtimali içinde yaşadığını insanın gözüne gözüne sokuyor.

bücürüküm iş-uğraş ünitesindeyken genç bir kız geldi çalışmaya. 20 yaşlarında, dünyalar güzeli bu genç kız tekerlekli sandalye ile gelmişti. fizyoterapisti ile olan konuşmalarını duydum sonra, neden bilmiyorum ama hiç aklımdan çıkmıyor bu cümle, ona bu durumu hiç yakıştıramadım, ona hep şifayı dilerdim oysa:

"tatlım ellerimizi güçlendirmemiz gerekiyor. transfer için ellerinin çok kuvvetli olması gerekiyor"

tekerlekli sandalye ile yaşamayı öğrenmesi gerekiyordu anlaşılan. onun üzerinde yatağına, onun üzerinden koltuğa, onun üzerinden klozete... transfer olmayı öğrenmesi gerekiyordu.

dediğim gibi 20 yaşlarında dünyalar güzeli bir genç kızdı ve ankara genç kızlar için, sonsuza koşulan sokaklar demekti.