10 Ocak 2010 Pazar

yollar hiç bitmiyor alacânım.
birer tonluk yürek ağırlıkları da öyle.
ve ne zaman sonumu dilesem, onu bile beceremeyecek denli korkak oluşumla yüzleşip kendimden daha da tiksinir oluyorum.
...
zamanımız sınırlı alacânım.
sözde sana yüreğimi açacak cesareti bulacaktım.
gördüğüm ben seni yüz yıl kadar ötelerden berilerden bulamayacağım.
....

seni sokaklardan
seni yol ayrımlarında toplamak istiyorum
o meşhur arafından artık cennete, durgunluğa ulaşıver diliyorum.
....

ah be Âlâcanım, zırvalarım da sana yaparken mubah.

ben sana ne zaman ne yapacak olursam -ki hep saçmalayadururken o civarda- mubah olacak.

bunu da ben mi iddia ediyorum?

kehanetim acizliğimden ileri gelir ve onu küçümseme der "hakikatçi"

onu küçümseme.

o zaman gördüğün herşeyi unut ve şimdi:

"alacanım indi mi göğsüne heves?
hangi duvarın halısında
gördün, bildin, vurdun beni
kaç ormandan geçti
içinde kaybolduğumuz o büyük takip
içimizde bunca gurbet dururken
yol ettik uzaktaki sılayı
şimdi burdayız
kanlar içinde
indi mi göğsüne heves?"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder